• Turna yemişi idrar yolu enfeksiyonlarını azaltıyor

    Türkiye, aşırı antibiyotik kullanımı nedeniyle Avrupa ülkeleri arasında en yüksek antibiyotik direncine sahip ülke konumunda. İdrar yolu enfeksiyonları, aşırı kullanımın yaygın nedenlerinden bir tanesi. Sağlık uzmanları enfeksiyonların azaltılmasında turna yemişi gibi besinlerden destek alınabileceğini öneriyor. Sağlık Bakanlığına göre Türkiye, antibiyotik tüketiminde 40 Avrupa ülkesi arasında ilk sırada yer alıyor. Bu açıklama, Türkiye'nin antibiyotik direnci oranının yüzde 46'ya yükseldiğini belirten Dünya Sağlık Örgütü'nün 2014 yılındaki raporuyla da doğrulanıyor. İdrar yolu enfeksiyonu gibi sık görülen enfeksiyonlar direnci tetikleyebiliyor. Dünyada 150 milyon kişiyi etkileyen idrar yolu enfeksiyonları, Türkiye genelinde en yaygın görülen üçüncü enfeksiyon. Hastalığın tedavisinde genelde antibiyotik kullanımı öneriliyor. Ancak idrar yolu enfeksiyonu gibi sık görülen hastalıklara yol açan bakteriler antibiyotiğe karşı yüksek direnç gösteriyor.Amerikalı turna yemişi üreticileri kooperatifi Ocean Spray tarafından 4 Mayıs tarihinde İstanbul'da düzenlenen “İdrar Yolu Enfeksiyonları, Antibiyotik Direnci ve Olası Çözümler” panelinde, sağlık uzmanları, idrar yolu enfeksiyonu gibi sık görülen enfeksiyonların tedavisinde aşırı antibiyotik tüketimini ve alternatif yöntemleri tartıştı.Konuşmacılar arasında Cerrahpaşa Üniversitesi Mikrobiyoloji Profesörü Dr. Recep Öztürk, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Üroloji Profesörü ve Türk Üroloji Derneği Kuzey Marmara Bölgesi Şubesi Başkanı Dr. Barış Nuhoğlu ve ABD merkezli turna yemişi kooperatifi Ocean Spray®'in Bilim ve Ruhsatlandırma İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Geoffrey Woolford yer aldı.Türkiye'nin idrar yolu enfeksiyonu gibi yaygın enfeksiyonlardan kaynaklanan ve artan antibiyotik direnci oranının yanı sıra turna yemişi tüketilmesi gibi bu enfeksiyonları azaltmaya yardımcı olabilecek alternatif besin desteği çözümleri de görüşülen konular arasında yer aldı. İdrar yolu enfeksiyonu ekonomik halk sağlığı endişelerini arttırıyor Prof. Dr. Recep Öztürk, Türkiye'de antibiyotik kullanımının son derece yüksek olduğunu ve halk sağlığı açısından da büyük bir risk teşkil ettiğini söyledi. Öztürk, “Yüzde 20 ila 50 arasında değişen direnç oranları tespit ediyoruz. Bu oranlar, hastaların vücutlarının verilen antibiyotiklere yanıt vermemesi nedeniyle, doktorların idrar yolu enfeksiyonu gibi yaygın enfeksiyonlar yaşayan hastaları etkin bir şekilde tedavi edemediği anlamına geliyor” dedi.Yakın zamanda Ocean Spray tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, Türkiye'deki kadınların yüzde 50'si son bir yıl içinde idrar yolu enfeksiyonu yaşadı; yüzde 53'ü de enfeksiyonun günlük yaşamları üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu söyledi.Tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonunun, böbreklerin hasar görmesine yol açan pyelonefrit gibi kronik böbrek hastalıklarına ve hatta sepsis gibi ölümcül kan enfeksiyonlarına yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Barış Nuhoğlu, alternatif tedavi yöntemlerinden umutlu olduklarını belirterek “Bu ülkede, antibiyotik direnci oranlarını yavaşlatmaya yönelik büyük bir fırsat var. Doktorları ve hastaları idrar yolu enfeksiyonu gibi yaygın enfeksiyonlara yönelik alternatif tedavi yöntemleri konusunda eğiterek artan direnç sorunlarını çözebiliriz” diye konuştu. “Antibiyotik kullanımını azaltmak için önemli bir besin desteği” Dr. Geoffrey Woolford ise yaptığı konuşmada günde 240 ml turna yemişi suyu tüketilmesinin idrar yolu enfeksiyonlarını önleyebileceğini ve tedavide kullanılan antibiyotik miktarını da azaltabileceğini söyledi. Turna yemişinin önemli bir besin desteği olabileceğini belirten Woolford, "50 yılı aşkın süredir devam eden araştırmalar, turna yemişini anlamaya adandı. Turna yemişinin antibakteriyel özellikleri, belirli bakterilerin yapışarak idrar yolu enfeksiyonlarına neden olmasını engelliyor; vücudu temizlemeye ve arındırmaya yardımcı oluyor. Sonuç olarak araştırmacılar, tekrar eden enfeksiyonlara sahip kadınlarda turna yemişi tüketimi ve idrar yolu enfeksiyonlarının azalması arasında bir korelasyon gördü. Enfeksiyon sayısının azalması, daha az antibiyotik kullanımı ve daha düşük antibiyotik direnci geliştirme riski anlamına geliyor" dedi. Read More
  • Çocuklar önerilenden yüzde 45 daha az sıvı tüketiyor

         Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre ülkemizde çocuklar uzmanların önerdiği miktardan çok daha az sıvı tüketiyor. İhtiyaçtan az tüketilen su, yetişkinlere göre daha fazla sıvı kaybeden çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkiliyor. Araştırmalara göre yüzde 1-2 oranındaki su oranı kaybı bile ergenlik öncesi çocuklarda fiziksel performansı olumsuz etkilerken, sıvı tüketiminin arttırılması görsel dikkat ve hafızayı destekliyor.   Türkiye'deki bebek ve çocuklara suyu sevdirerek sağlıklı su tüketimini sağlamayı görev edinen Hayat Su, çocuklarda su içmenin önemini araştırma sonuçlarıyla beraber 15 Nisan Cuma günü İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Vural’ın ve Hayat Su Genel Müdürü Yeşim Güra’nın ev sahipliğinde Raffles İstanbul’da gerçekleştirdiği basın toplantısıyla anlattı. Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre ülkemizde çocuklar uzmanların önerdiği miktardan çok daha az sıvı tüketiyor. İhtiyaçtan az tüketilen su, yetişkinlere göre daha fazla sıvı kaybeden çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkiliyor. Araştırmalara göre %1-2 oranındaki su oranı kaybı bile ergenlik öncesi çocuklarda fiziksel performansı olumsuz etkilerken, sıvı tüketiminin arttırılması görsel dikkat ve hafızayı destekliyor. Danone sponsorluğuyla sağlıklı su tüketimi için farkındalık yaratması amacıyla kurulan “Hydration for Health Initiative”nin (Sağlık İçin Su Girişimi) verilerine göre yeterli miktarda su tüketilmesi günümüzde tüm dünyanın karşı karşıya olduğu çocukluk çağı obezitesini de ciddi şekilde önlüyor. Yakın tarihte yapılan bir araştırmaya göre, ilkokul çağındaki çocukların su sebilleri sayesinde suya daha kolay erişebilmelerini sağlama ve onlara su tüketimine teşvik eden eğitimler vermenin obezite riskini azaltan etkili bir strateji olduğunu gösteriyor. Yeteri kadar sıvı almayan çocuklar, yetişkinlere göre daha fazla egzersiz kaynaklı rahatsızlık riski taşırken çocukların vakitlerinin büyük kısmını geçirdikleri okulda ve okul sonrasında suya kolayca erişebilmelerini sağlamak onların daha fazla su tüketmelerine yardımcı oluyor. Türkiye’de çocuklar önerilenden %45 daha az sıvı tüketiyor Basın toplantısında konuşan İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Vural, Türkiye’de çocukların sıvı tüketim miktarlarına değinerek çocukların ortalamada önerilenden %45 daha az sıvı tükettiklerinin altını çizdi. Aldıkları sıvının %48’ini su harici içecekler oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Vural, çocukları susuzluklarını gazlı içecekler gibi şekerli içeceklerle gidermek yerine mutlaka yaşam için temel gereksinim olan su içmeye yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Çocuklarda  %1-2 oranındaki su oranı kaybı ergenlik öncesi çocuklarda fiziksel ve zihinsel performansı olumsuz etkiler. Su tüketiminin arttırılması ise görsel dikkat ve hafızayı destekler, çocuklarda obezite riskini önler. Yeterli miktarda su tüketimi dengeli ve yeterli beslenmenin ayrılamaz bir parçasıdır.” diye konuşan Vural sözlerine şöyle devam etti: “Bebek ve çocukların vücutlarındaki su oranı yetişkinlere göre daha yüksektir. Yetişkinlere göre daha fazla sıvı kaybederler. Dolayısıyla yetişkinlere göre daha fazla sıvı alımına ihtiyaçları vardır ancak çocuklar susadıklarının her zaman farkına varmayabilir. Çocukların su tüketimini takip etmek ve su içmelerini anımsatmak bizlerin sorumluluğundadır. Aileler çocuklarının yeterli miktarda sıvı tüketip tüketmediklerini düzenli olarak takip etmeliler. Çocukların sağlıklı fiziksel ve zihinsel gelişimi için onları su içmeye teşvik edelim. Onlara su içmeyi hatırlatalım ve ne kadar su tükettiklerini kontrol edelim. Güne su içerek başlamalarını sağlayalım. Beslenme çantalarında suyu mutlaka bulunduralım. Kendimiz yeterli miktarda su tüketerek onlara rol model olalım.”   Sağlıklı su tüketimini artırmayı hedefliyoruz   Danone’un "su tüketimi konusunda farkındalık yaratmak ve sağlıklı su tüketimine teşvik etmek" misyonuyla sağlıklı su tüketimini sağlamayı görev edindiklerini belirten Hayat Su Genel Müdürü Yeşim Güra: “32 senedir ambalajlı su pazarındaki köklü ve yenilikçi markalardan biri olarak Türkiye’deki her bebek ve çocuğun sağlıklı su tüketmesi vizyonumuzla, çocuklara sağlıklı su tüketimini aşılamak bizim görevimiz. Portföyümüze baktığımızda 6 ay-3 yaş arası bebeklere, bebeklere özel ambalajlı ürünümüzle, okul öncesi çocuklara, çocuk serimizle hitap ettiğimizi gördük. 2010 yılında Türkiye’nin ilk çocuklara özel ambalajlı sularımızla bu kategorinin yaratıcısı olduk. Şimdi ise çocuklarımızın su içme alışkanlıklarını kazandıkları, öğretmenlerin ve ailelerin yönlendirmeleriyle şekillendiği çok kritik bir dönem olan ilkokul dönemine yöneliyoruz. Bu yaş aralığındaki çocuklar için de yeni Hayat Su Maskot ambalajlarımızı sunuyoruz” diye konuştu.  Güra sözlerine şöyle devam etti: “En sevilen film karakterleriyle hayat bulan yeni Hayat Su Maskotlarımızla artık her yaştan çocuk su içerken eğlenecek. Portföyümüz Disney’in en çok izlenen filmlerinden Karlar Ülkesi ve Star Wars karakterlerinden oluşuyor. Çocuklar için adeta oyuncak haline gelen Maskotlarımızla su içme alışkanlığını aşılayabileceğimize inancımız tam. Güçlü bir iletişim planı ile çocuklara ve ailelere ulaşarak sağlıklı su tüketimini onlara aşılamayı hedefliyoruz.” diye konuştu.         Read More
  • Ev yemeklerini yaş aldıkça daha çok sahipleniyoruz

        Yemeksepeti verileri yaş aldıkça ev yemeklerini daha çok sahiplendiğimizi ortaya koydu. Siparişte lider 34 yaş ve üstündekiler olurken, en az sipariş 18 yaş grubundan geldi. Ayrıca ev yemeklerinin çoğunlukla tek kişiyken söylendiği ve yüzde 60 oranı ile daha çok erkeklerce tercih edildiği  yönünde.     Yemeksepeti, Türk mutfağının göz bebeği ev yemeklerini mercek altına aldı. Yemeksepeti’nde ulaşılabilen kebaptan pizzaya, tatlıdan salataya toplam 200 bin çeşit farklı yemeğin 19 binini ev yemekleri oluşturuyor. Bu lezzetler içerisinde en çok çeşide sahip kategori, toplam 4 bin 382 tarifle zeytinyağlılar. Onu bin 543 çeşidi geçen köfte ve bin 100 çeşitle çorbalar takip ediyor. Sebze yemekleri için ise 640 farklı alternatif bulunuyor. Yemeksepeti’nde ev yemekleri siparişleri her yıl yüzde 40’dan fazla artıyor. Yemeksepeti üyesi restoranlarda ustalar günde binlerce porsiyon için ter döküyor. Örneğin, kuruluşundan bugüne Yemeksepeti kullanıcıları için toplam 7 milyon porsiyon köfte yoğuruldu ve toplam 2,4 milyon porsiyon yaprak sarma sarıldı.   Kuru fasulye pilav cacık, Türk mutfağının Metin Ali Feyyaz’ı Yemeksepeti’nde geçtiğimiz yıl en çok yenen ev yemekleri sırasıyla kuru fasulye, pilav, nohut, etli yaprak sarma ve ıspanak. Kullanıcılar 1 yılda ortalama 150 bin porsiyon kuru fasulye yiyor. Her iki kuru fasulye siparişinin birinde yanına pilav ve cacık da isteniyor. Bu üçlü, efsaneleşmiş lezzetleri ile takım ruhunun nelere kadir olduğunu hepimize gösteriyor; her düşündüğümüzde içimiz saygı ve sempati ile kaplanıyor. Ayrıca her 10 köfte siparişinin 3’ünde çorba ve pilav, her 10 patlıcan siparişinin 2’sinde pilav ve cacık da söyleniyor.   Yaşımız büyüdükçe daha çok sahipleniyoruz Ev yemekleri küçük bir çocukken annemizin bizi tanıştırdığı, biraz büyüyünce gündemimizden çıkan, aklımız başına gelince ise gururla sahiplendiğimiz bir dünya. Yemeksepeti verileri de bunu kanıtlıyor; yaş büyüdükçe ev yemeklerini sipariş etme oranı artıyor. Örneğin, ev yemeklerini en çok tercih edenler 34 yaşından büyükler, en az tercih eden grup ise 12-18 yaş arasındakiler.   Ev yemekleri genellikle kalabalık gruplar için değil, tek kişilik söyleniyor. Yalnız yemek yiyenler tek porsiyon için mutfağa girmeye erinse de, bu lezzetlerden ayrı kalmıyor ve Yemeksepeti’nden yardım alıyor. Ayrıca bu yemeklerin yüzde 60’ı erkekler tarafından sipariş ediliyor.     Read More
  • Barselona Lezzetleri

      1983 yılının sıcak bir temmuz günü Denizcilik Bankasının Akdeniz Gemisi ile çıktığımız Akdeniz turunda son uğradığımız liman Barcelona oldu. O yıllarda Türkiye henüz kendi içinde yaşıyordu. Lüks eşya ithalatı pek yoktu. Yurtdışından ürünler "Almancılar" tarafından bavullarla getirilip evlerde, yakın çevreye pazarlanıyordu. Zincir marketler, hipermarketler, daha doğrusu bakkal üstü satış yerleri pek yoktu. Hazır yiyecekler veya konfeksiyon gibi el alan ürünlerin sanayileri henüz gelişmemişti. Teknolojik aletler tek tük dükkanlarda satılırdı. Eskiler hatırlar " Grundig teyp Bakbak'ta Bakbak Yüksek Kaldırımda" reklamını. Henüz Özal'lı yıllar gelmemiş yurtdışına açılamamışız. Yaz aylarında yaylaya çıkma, yazlığa gitme modası tüm hızıyla sürüyor. Neyse uzatmayayım. Bu şartlarda o sıcak günde gemimiz Barselona limanına demirledi. Biz de gitmeden araştırmışız, Barselona'da El Corte Inglez'e gidilir alışveriş yapılır diye duymuşuz. Avrupa'yı El Corte Inglez'de göreceğiz fethedeceğiz.  Alelacele heyecanla gemiden indik. En önemli cadde Ramblas'ı uçarak geçtik. Yol boyunca çiçekçileri büfeleri göz ucu ile görüp gül ve kahve kokuları arasında El Corte Inglez'e ulaştık. İçeri girdik. Aman Tanrım. O ne kıyafet reyonları, ne şık takımlar, elbiseler, mayolar, deniz malzemeleri, iki kat üstüne spor bölümü, ayakkabılar, ev için katlar dolusu süs eşyası. Aklınıza gelen, aklınızı kaçıracak herşey. Hayatımda ilk defa böyle büyük bir alışveriş merkezi görüyordum. Evet, Ankara'da 19 Mayıs Mağazalarına giderdik ama bu başkaydı. Aynı gezide İtalya'da Rinascente'yi görmüştük ama o da küçücüktü. Her yer klimalıydı. Rahat rahat gezdik dolaştık hiç bunalmadık. Elimizdeki kısıtlı dövizle (O zamanlar yurtdışına belli miktar dövizle çıkılırdı) her çeşit kullanılacak, kullanılmayacak şeyleri aldık. Akşam üzeri koşturarak gemiye yetiştik. Bu arada klimanın soğuğuna alışık olmadığım için de fark etmemişim üşütmüşüm. Dönüşte yaz ortasında günlerce hasta yatmıştım. Bir günlük Barselona maceramız El Corte Inglez'de başlamış orda bitmişti. Ama inanın aldıklarımızın çoğu yıllarca kullanılmadan dolaplarda beklese de Barselona'yı ve alışveriş çılgınlığımızı unutamam. Bir de "Barselona güzel miydi?" diye soranlara "Evet, Corte Inglez çok güzeldi"nin ötesinde birşey söyleyemememizi. Sonradan Barselona'ya defalarca gittim. O günün acısını çıkarırcasına hemen her yerini gezdim. Yıllarca bir İspanyol Firmasının Türkiye mümessilliğini yaptım. Böylece İspanyol'ları yakından tanıma fırsatım oldu. Hep bir konuya üzüldüm. İspanyolca öğrenmediğime. Çok zengin kültürleri var. Sanat, müzik, edebiyat...Barselona ile ilgili yazacak çok konu ve çok anı var. Sanırım birkaç sayı üst üste Barselona hakkında yazacağım. Önce bir anı ile başlayayım. Gençlik anısı. Yıllar önce ilk kez Paris'teyim. Fransız yemeklerini biraz biliyorum ama isimlerini bilmiyorum. Bir lokantaya girdik, menü geldi. Fransızca. Garson da İngilizce bilmiyor. Biz de ne yiyeceğimizi bilmiyoruz, anlamıyoruz. Tamam dedik. Herkes parmağıyla bir yemeği işaret etsin ne çıkarsa bahtımıza. Bana gele gele patates kızarmalı burger geldi. Çatalı batırdım. İçi kıpkırmızı pişmemiş. Hemen garsonu çağırdık, zar zor anlattık, pişsin dedik. Tabak gitti. Biraz sonra biraz daha pişmiş olarak geri geldi. Ama bana göre henüz yeterli değil. Garson tekrar çağrıldı et üçüncü kez gitti. Artık patatesler kararmış, et de neredeyse yanmış olarak geri geldi. Yan masada oturan zarif Paris hanımefendisi yemek gidip geldikçe meraklanmış olacak "Bir sorun mu var?" dedi. Ben de et pişmemiş dedim ve o an gözüm tabağına takıldı. Çiğ kıyma ortasında çiğ yumurta. Karıştırılıp yeniliyor. 'Steak Tartar'mış. Tabii gülüştük. Aradan yıllar geçti. Barselona'daki firmayı ziyaret ettiğim günlerden birinde satış müdürü eşi ile birlikte bizi akşam yemeğine davet etti. Hanımın adı Mercedes'ti. Araba markası. Çok tuhaf gelmişti. Ama sonra düşündüm. Bizde de Doğan, Murat, Kartal vardı. Neyse, çok neşeli, cana yakın bir hanımdı. "Bu gece size Barselona lezzetlerini tattıracağım. Bana bırakın" dedi. İlk gelecek tabağın sürpriz olduğunu, bize Barselona tapaslarından da ısmarladığını söyledi. Laf lafı açtı. Ben de Paris maceramı anlattım. Fakat Mercedes Hanım ben anlattıkça susuyor kızarıyor birşey diyecek diyemiyor. Meğer ısmarladığı Carpaccio imiş. İncecik çiğ et dilimleri, halis zeytinyağı, karabiber ve üstüne Parmesan rendesi ile enfes oluyor. Ama tabii aradan yıllar geçmiş, Avrupai tatlara alışmışız. Çiğ et eskisi kadar reddedilir değil. "Siz yediğinize ve ölmediğinize göre biz de yeriz" dedik güldük geçtik. Barselona Gotik bir Katalan şehri. Katedrali, tarihi binaları, ünlü mimar Antoni Gaudi'nin şaheseri görkemli ve alışılmadık mimarisiyle Sagrada Familia Kilisesi şehre ayrı bir güzellik katıyor. Barri Gothic, eski şehir; dar sokakları, bu sokaklardaki küçük dükkanları, tapas barları ve esnaf lokantaları...Şehrin 68 parkından biri olan Parc Güell ise mutlaka gezilmeli. Çeşitli semtlerde taze meyve ve sebzelerin, her çeşit gıda maddesinin satıldığı pazarlar var. Bunlar gezilmesi yaşanması gereken yerler. Bizde de var sabit semt pazarları. Ama ben bu kadar canlısını, taze ve zengin mal çeşidini bir arada görmedim. Diyecektim. Aklıma Selanik semt pazarı geldi. Bu kadar geniş olmasa da orada da çok çeşit görmüştüm. Bilhassa deniz ürünleri... Önümüzdeki sayılarda Barselona'nın pazar yerlerine detaylı değineceğim.  Bu ay yine Barcelona'daydım. Alimentaria Fuarının tanıtımı için düzenlenen basın toplantısına katıldım. La Venta'da akşam yemeği, tapas barlarda tapas tadımları yaptım, dünyanın en iyi şeflerinden sayılan Ferran Adria ile tanıştım ve  ElBulliLab'i ziyaret ettim. Roca biraderlerden dünyaca ünlü şef Joan Roca ile röportaj yaptım. Alicia Foundation gezisine katıldım. Hepsini anlatacağım. Ama yer kalmadı, önümüzdeki sayılarda mutlaka takip edin. Hadi bu yazıyı Katalan usulü bir tatlı ile bitirelim. Crema Catalana. Aslında Cremé Bruleé'ye çok benziyor ama biraz daha pürüzsüz, limon ve tarçın katkılı. Ben şimdi şekersizini de yapıyorum. Süt yerine krema ile. Şekerli yiyemeyenler için basit tarifi: 2 yumurta sarısı, bir paket krema, 1 paket vanilya, biraz limon kabuğu rendesi ve bir çubuk tarçın. Bir paket hazır kremayı içine tarçın çubuğunu ve 1 paket vanilyayı ekleyerek ısıtın. Diğer yandan 2 yumurta sarısını çırpın. Kaynamaya başlarken ocaktan alıp biraz soğuttuğunuz (sıcak katmayın yumurta sarıları pişer, omlet olur) kremayı çırpmaya devam ederek yumurta sarılarına yavaşça ekleyin. Limon rendesini katın. Bir tepsiye su koyun.  Malzemeyi eşit pay ettiğiniz ısıya dayanıklı cam kapları suya oturtup 180 dereceye ayarladığınız fırında 20 dakika pişirin. Buzdolabında 2 saat beklettikten sonra üzerine toz tarçın ekerek tüketin. Şimdi de gerçek Katalan usulü Crema Catalana tarifi: Malzemeler 1 fincan şeker 4 yumurta 1 yemek kaşığı mısır nişastası 1 adet çubuk tarçın 1 limonun kabuğunun rendesi 2 fincan süt   Yapılışı Bir kapta şeker ve yumurtaları köpürene kadar çırpın. Bir miktar şekeri (1/4 fincan) daha sonra kullanılmak üzere ayırın. Karışıma tarçın çubuğu ve limon rendesini ilave edin. Mısır nişastası ve sütü ekleyin. Az ateşte sürekli karıştırarak koyulaşana kadar pişirin. Koyulaştığı anda ocaktan alıp (fazla tutmayın) tarçın çubuğunu çıkarın, cam kaselere pay edin. 2-3 saat buzdolabında dinlendirin. Daha sonra kalan şekeri kaselere pay edip 10 dakika fırının üstten ısıtıcılı ızgara bölümünü açarak şekerin hafifçe yanmasını sağlayın ve servis edin. Afiyet olsun.   Read More
  • Ev yemeği yiyenlerin şeker hastası olma riski daha düşük

    Haftalık 11-14 ana öğününü ev yemeği olarak tüketenlerin, haftanın yarısında öğünlerini dışarıda tüketen kişilere göre Tip 2 diyabete yakalanma riskleri yüzde 13 daha düşük. Aynı zamanda ev yemeği tüketen kişilerin 8 senelik araştırma süresince toplam aldıkları kilo çok daha az. Amerika Kalp Vakfı’nın bu sene düzenlenen toplantısında açıklanan bir bilimsel çalışmanın sonuçlarına göre evde yemek yiyenlerin şeker hastalığına yakalanma riski daha düşük. 100.000 kişi üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre; haftalık 11-14 ana öğününü (öğle ve akşam yemekleri) ev yemeği olarak tüketenlerin, haftanın yarısında öğünlerini dışarıda tüketen kişilere göre Tip 2 diyabete yakalanma riskleri %13 daha düşük. Aynı zamanda ev yemeği tüketen kişilerin 8 senelik araştırma süresince toplam aldıkları kilo çok daha az. Yani dışarıda beslenenler daha obez. Evde Sağlıklı Beslenmenin 6 Kolay Adımı Adım 1: Haftalık menü planlayın Her gün ne pişireceğim derdi aslında sağlıklı beslenmemizin önünde büyük engel teşkil ediyor. Plansız mutfak alışkanlıkları dışarıda daha fazla yemek yememize veya dışarıdan sipariş vermemize sebep oluyor. Öğle ve akşam yemeklerinizi haftalık olarak önceden planlamak, yoğun günlerde yemek planlama endişesinden sizi korur ve daha çeşitli beslenmenize olanak tanır. Aynı zamanda haftalık alışverişinizde sağlıksız besinler almanızı ve gereksiz harcamalar yapmanızı da engeller. Adım 2: Buzdolabınızı düzenleyin Düzensiz bir mutfak ve buzdolabı, sağlıklı pişirme ve yemekten sizi uzaklaştırır. Bu nedenle öncelikle mutfak ve buzdolabınızı düzenleyerek işe başlayın. Kızartma tavası gibi sağlıksız pişirme araçlarından ve buzdolabınızdaki yüksek yağlı ve şekerli atıştırmalık, krema ve soslardan kurtulun. Buzdolabı ve mutfak düzeni, yemek yaparken işinizi kolaylaştıracağı için evde yemek yapma hevesinizin kırılmasını engeller. Adım 3: Tarif takip etmek yerine metot geliştirin Günümüzde elimizi attığımız alandan yemek tariflerine ulaşmak mümkün. Ancak bazı tariflerin içeriğindeki malzemeler her zaman ulaşabileceğimiz kadar kolay değil, bazen de tarifin görüntüsünü sevsek de içerisinde yer alan besinleri sevmiyor olabiliyoruz. Karmaşık, zor ve yapım süresi uzun olan tarifler kısa zamanınız olan dönemlerde mutfakla küsmenize yol açabilir. Bu nedenle sürekli tarif takip etmek yerine sağlıklı pişirme metotları hakkında bilgi edinin. Daha lezzetli haşlama yapmanın yollarını veya fırınınızın yeni bir pişirme ayarını keşfettiğinizde uzun dönemli yeme alışkanlıklarınızı oluşturmak daha kolay olur. Adım 4: Buzlukta sağlıklı besinler saklayın Şehir yaşamının koşturmacası içinde kimi zaman alışveriş yapmaya bile zamanımız kalmayabiliyor. İşte böyle acil durumlarda hemen pes edip dışarıdan sipariş etmek yerine buzluktaki hazineden yararlanabilirsiniz. Önceden haşlayıp buzluğa koyacağınız nohut, barbunya, kuru fasulye gibi baklagiller, kullanılmaya hazır sebze ve tavuk suyu küpleri, köfteler, et ve balık her zaman imdadınıza yetişir. Adım 5: Yavaş pişirme metotlarından yararlanın Hala ülkemizde kullanımı yaygın olmayan yavaş pişiriciler ya da düdüklü tencereler veya rosto gibi yiyeceklerde saatlerce kurulan fırın ayarları. Bunlar gibi sağlıklı ve yavaş pişiren yöntemlerden yararlanarak eve geldiğinizde hazır ve sıcak yemeğe ulaşmanız çok kolay. Adım 6: Yeni nesil sağlıklı pişirme araçlarından edinin Kullanımı kolay ve pratik yeni nesil düdüklü tencereler, buharlı ızgaralar ve sağlıklı kızartma yapmanıza olanak verecek cihazlar hem mutfakta ilhamınızı arttıracak hem de sağlıklı ve evde beslenmenizi kolaylaştıracaktır.   Read More
  • Mekanınızın özel bir müziği var mı?

                                              Bilimsel araştırmalar müziğin insan davranışları üzerindeki önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle günümüzde müzik eğlence amaçlı kullanımının yanı sıra markaların imajından çalışan verimliliğine pek çok konunun şekillenmesinde önemli bir unsur rol teşkil ediyor. Müzik sayesinde tüketicilerin satın alma eğilimleri, marka sadakatleri de şekilleniyor. Bu durumun bilincindeki tüm şirketler ve markalar müziğe en az diğer konular kadar dikkat gösteriyor. Turizm de bu konudaki en bilinçli sektörlerin başında yer alıyor. 2009 yılından bu yana perakende mağazaları, AVM’ler, restoran ve kafeler, turistik mekanlar, spor ve sağlık merkezleri gibi 4000’in üzerindeki halka açık noktada kapalı devre yasal müzik ve reklam yayını yapan SMG’nin Yönetim Kurulu Başkanı Gül Gürer Alimgil, turizm sektörünün tüketici ihtiyaçlarını doğru tespit etme ve uygun çözümler sunma noktasında müziğe ayrı bir önem verdiğinin altını çiziyor. Otellerin doğru müziği stratejik olarak kullandığında hem marka imajı yarattığını hem de müşteriye özel bir deneyim yaşatarak markayla arasında duygusal bir bağ oluşmasına yardımcı olduğunu hatırlatan Alimgil, şöyle devam ediyor: “Yapılan araştırmalar otellerde müzik çalınmasının müşteri sadakatini olumlu etkilediğini ortaya koyuyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre müşterilerin yüzde 78’i müziğin kendilerini daha rahat hissettirdiğini, yüzde 75’i otelin lobi, bar, restoran gibi bölümlerinde mutlaka müzik duymak istediklerini belirtiyor. Müşterilerin yüzde 61 müzik çalan bir ortamda daha fazla yiyecek ve içecek tüketeceklerini söylüyor.” Sadece otellerde değil tüm mekanlarda markanın imajıyla örtüşmeyen, profesyonel olarak seçilmemiş müzikler tüketiciyi olumsuz etki yaratıyor. Müziğin türü, yüksekliği ve temposu, oteldeki müşterileri rahatlatarak ya da tam tersi hüzünlendirerek ortamla kurdukları duygusal bağı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle otellerde lobi, koridor, lounge alanı, kahvaltı salonu, restoran, SPA, spor kulübü, havuz ve bar gibi müşterilerin bulunduğu ortak alanlarda mutlaka müzik yayını yapılması gerekiyor. Her bölümde ambiyansa uygun farklı tarzlarda müzikler yayınlanması gerektiğinin altını çizen SMG Yönetim Kurulu Başkanı Gül Gürer Alimgil, “Oteller için her bölüme özel farklı müzik listeleri hazırlıyoruz. Lobide genellikle herkesin sevebileceği easy listening tarzında vokalsiz şarkılar kullanmaya özen gösteriyoruz. Restoranda lounge, soft caz tarzında müzikler öneriyoruz. Daha ritmik şarkıları ise genellikle havuz ve bar bölümünde tercih ediyoruz. SPA alanında ise insanları rahatlatacak zen-relaxing tarzda müzikler seçiyoruz” diyor. Gün içinde müzik yayını değişkenlik göstermesi gerektiğini de ifade eden Alimgil, şunları söylüyor: “Sabah saatlerinde daha hafif tempolu müziklerle yayını başlatıp ilerleyen saatlerde ve özellikle prime time dediğimiz saat dilimlerinde daha coşkulu, insanları iyi hissettirecek müzikler kullanıyoruz. Akşam saatlerinde ise yayınlarımızda yine günün yorgunluğunu hafifletecek müzikleri tercih ediyoruz. Hafta sonlarının dinamiklerini düşünerek bu günlere özel yayınlar da oluşturuyoruz.” SMG’nin hizmet verdiği oteller arasında Divan Otelleri, IC Hotels Airport, ISG Airport Hotel, Naz City Otel, Polat Renaissance Otel, Akgün İstanbul Hotel, Dedepark Hotel, Ravouna 1906 Butik Otel, The Ritz-Carlton yer alıyor. Read More
  • Egzersizin sağlıklı yaşama yüzde 30-40 katkısı var

      Spor eğitmeni Murat Bür, yemek yemeyi daha keyifli bir hale getirmek için uzun süredir üzerinde çalıştığı hem fit, hem de lezzetli tariflerini bir kitapta derledi. “Murat Bür’le Mutlu Tarifler” kitabıyla yazar, egzersizlerden sonuç alabilmek için sağlıklı ve düzenli beslenmenin önemine dikkat çekiyor. Murat Bür’le sağlık-beslenme-sağlık üçgeni üzerine konuştuk. “Beslenmenin yüzde 60-70, egzersizin de yüzde 30-40 sağlıklı yaşama katkısı var” diye konuşan Murat Bür, bedensel mutluluk için yaşam boyu spor yapılması gerektiğini söyledi.   Sağlıklı bir yaşam için spor hayatımızda nerede durmalı?   Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için spor vazgeçilmez… Vücudunuzu bir makine gibi düşünün. Makinenin bakıma, yağa, suya, düzgün kullanılmaya ihtiyacı var. Dolayısı ile bu ihtiyaçlarını karşılayarak iyi bir performans alabiliriz. İşte aynı şekilde vücudumuzun da spora, harekete ihtiyacı var. O yüzden yaşamımızda spor her zaman olmalı…   Sağlıklı bir yaşam için beslenme ve spor arasında nasıl bir ilişki olmalı? Sağlıklı yaşam için beslenme ve spor arasındaki ilişki aslında oldukça basit bir matematik… Beslenmenin yüzde 60-70, egzersizin de yüzde 30-40 sağlıklı yaşama katkısı var. Bedensel mutluluğunuz için yaşam boyu spor yapmalı, yürümeli ve kaslarınızı güçlendirmelisiniz.   Şehirde yaşayan zaman sıkıntısı olan ama sağlıklı, kaliteli bir yaşam sürmek isteyen kişilere ne önerirsiniz? Başta İstanbul gibi büyük şehirlerde ne yazık ki zaman sıkıntısı herkesin ortak problemi… Ama nihayetinde bunu spor adına defans olarak düşünmemeli, hayatımızdaki önemine ve katkısına odaklanarak zaman ayırmalıyız. Haftada minimum 2 kere, uygun olan zamanlarınız ve boş vakitlerinizde egzersiz yapmalı, hafta sonu da en azından 1 saat yürümelisiniz.   Zayıflamak için hemen spor ve diyete genellikle başvuruluyor. Hızlıca bir yoğunlaşmadan sonra istediği sonucu alınca ya da almayınca bir süre sonra bırakıyor. İstikrarlı bir kaliteli yaşam için nasıl bir denge kurmak gerekir? Egzersiz seçimi yaparken düşük tempolarda hareketlerle başlamalısınız. Hele ki ilk defa spora başlıyorsa vakit olarak kısa sürecek ve keyif alabileceğiniz aktiviteler en ideali… Böylelikle siz de motive olacak, vücut performansınızı ideal bir şekilde yönetebilecek ve sizin için en ideal, sürdürülebilir aktivitelerle hayatınızdaki kaliteli yaşam dengesini oluşturacaksınız.   Kitap yayınlama fikri nasıl doğdu? Aslında yemek yapmaya ve özel tarifler hazırlamaya başlayalı 3 sene oldu. Bunun üzerine yemek fotoğrafı, yemek stilistliği gibi birçok alanda da eğitim aldım. Vaktim oldukça da MSA’da kurslara ve eğitimlere katıldım. Sağlıklı ve zinde yaşam konusunda takipçilerimden aldığım talepler, çevremin verdiği destek ile tariflerin kitaba aktarılması fikri oluştu ve en nihayetinde devamı da gelecek olan “Murat Bür’le Mutlu Tarifler” serisinin ilk kitabı olan “Fit Kahvaltı” ortaya çıktı. Amacım besin değeri yüksek, herkesin evinde kolaylıkla ve oldukça pratik bir şekilde yapabileceği lezzetler sunmaktı… Aldığım güzel yorumlar ve kitabın gördüğü ilgi karşısında ortaya çıkan işten çok mutluyum. Kitabın içeriği hakkında bilgi verir misiniz? Murat Bür’le Mutlu Tarifler Fit Kahvaltı kitabımın içinde 25 tane tarif var ve 5 bölümden oluşuyor; pancakeler, omletler, yulaflar, muffinler ve smoothieler… Bunun dışında vücut ağırlığı ile yapılabilecek basit egzersizler, diyetisyen Elvan Odabaşı’ndan kahvaltının önemi ve dünya kahvaltılarından örnekler gibi konular da kitapta ayrıca yer alanlardan… Kitabı sadece tarif olarak değil sağlıklı ve kaliteli bir yaşam rehberi olarak hazırladık. Çünkü konuyu bir yaşam bilinci olarak anlarsanız o kadar çok hayatınıza entegre ederek daha iyi bir hayata adım atabilirsiniz. Sahanda yumurta, haşlanmış yumurta, menemen ya da klasik Türk kahvaltısı hazırlamayı herkes biliyor. Bu kitabımla ben insanlara kahvaltı için kalorisi düşük, besin değeri yüksek seçenekler sunuyorum. Yarın sabah ne yemeliyim sorusuna alternatifli ve etkili çeşitler bulacaksınız bu kitapta… Mesela pancake tariflerimin içinde hiç şeker yok, pişirdikten sonra bal ve pekmez ile tatlandırıp daha kalorisiz meyveler ile çeşitlendirebiliyorsunuz. O gün ki antrenmanınız ya da temponuz yoğunsa sıcak yulafı deneyebilirsiniz; aradığınız ve ihtiyacınız olan enerjiyi sağlayacaktır. Kahvaltı hazırlamaya sabah vaktiniz yoksa akşamdan muffinleri yapabilir, sabah da iki muffin ile ideal bir öğün geçirebilirsiniz. Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu, bu öğünü atladığınızda o günki veriminizin etkilendiğini anlatarak buna çözümler öneriyorum.   Kitabın hedef kitlesi kim? İçindeki tarifler nasıl bir kitle için hazırlandı? Kitabin hedef kitlesi herkes… Düzenli egzersiz yapıp etkili sonuçlar almak isteyen ve arada sağlıklı kaçamaklar yapmak isteyenler için bu tarifleri hazırladım. "Fit kahvaltı" ile başladınız, peki sonrasında ne olacak? Mayıs ayı için bir sürprizim var. Herkesin annesi özeldir; benim hayatımda da annemin çok özel bir yeri var. Mayıs ayında Anneler Günü’nden yola çıkarak, annemden aldığım ilhamla hazırladığım 2. kitabımın çıkması için hazırlıklarımıza devam ediyoruz. Bu kitapta anneler için önerilerim, egzersizler ve daha birçok konu yer alıyor. Elbette “Murat Bür’le Mutlu Tarifler” olarak başladığım yemek kitaplarımın da devamı gelecek. Elimde bir çok tarifim bulunuyor ve kurgular doğrultusunda bunları oldukça keyifli yaklaşımlarla kitaplara aktaracağız. Kahvaltının önemi nedir? Sabah uyandığımızda sadece bedenen değil, zihinsel olarak da açlık hissederiz. Bu yüzden enerjimiz düşüktür ve güne başlarken yaptıklarımız tüm günümüzü etkiler. Bu noktada kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu özellikle vurgulamam gerekiyor. Kahvaltıyı es geçmek psikolojinizi, fiziksel enerjinizi, konsantrasyonunuzu etkiler, verim düşüklüğü yaşarsınız. Var olan potansiyelinizi doğru değerlendiremezsiniz. Bağışıklık sistemi için de oldukça önemli güne besleyici bir öğünle başlamak… Omletler: Kabaklı Omlet 149 kalori Avokadolu Omlet 324 kalori Mantarlı Scramble 232,1 kalori Otlu Omlet 182 kalori Sebzeli Omlet 224 kalori Yulaflar: Elmalı Yulaf 338 kalori Kakaolu Yulaf 457 kalori Meyveli Yulaf 490 kalori Balkabaklı Yulaf 327 kalori Sıcak Yulaf 484,5 kalori Pancakeler: Keçiboynuzu Unlu Pancake 707,4 kalori Kakaolu Pancake 559,4 kalori Kestaneli Pancake 678,2 kalori Karabuğdaylı Pancake 662,4 kalori Balkabaklı Pancake 535,5 kalori Muffinler: Beyaz Muffin 345 kalori Mantarlı Muffin 558,9 kalori Pırasalı Muffin 436 kalori Kinoalı Kek 511,5 kalori Hindi Füme ve Chia Seeds Muffin 532,5 kalori Smoothieler: Nar Kırmızısı Smoothie 118 kalori Turuncu Smoothie 62 kalori Yeşil Smoothie 102 kalori Pembe Smoothie 191 kalori 2. Yeşil Smoothie 246 kalori Read More
  • Çukurova Tarım Fuarı, Çukobirlik Fuar Alanı’nda açıldı

     Çukurova Tarım Fuarı, kapılarını açtı. 18 farklı ülkeden 245 firma ve temsilcinin katıldığı fuar 20 - 24 Nisan tarihleri arasında açık olacak. Fuarda traktörler, tarla ekipmanları, sera sistemleri, tohum, gübre, ilaç, fide, fidan sulama sistemleri, iş makineleri ve ticari araçlar sergileniyor.   Adana’nın bitkisel üretim ve hayvancılık alanındaki potansiyelini her geçen yıl arttırarak tarımsal üretime katkı sağladığını söyleyen Adana Vali Yardımcısı Mustafa Aydın, “Sektörlerin, ülkelerin, kentlerin, birbirleriyle ilişkilerinin güçlenmesinde, ticari, ekonomik, kültürel gelişmenin sağlanmasında fuarların çok önemli rol oynadığı ifade edilmektedir. Tarımda yeni gelişen bilgi ve teknolojilerin çiftçilerimize aktarılmasında, ülke tarımının gelişmesinde önemli yere sahip olan fuar organizasyonunun tarımın kalbi sayılan Çukurova’nın en önemli ili olan Adana’da gerçekleşmesi bizler için ayrı bir gurur ve onur kaynağıdır. İlimiz verimli toprakları, uygun iklim koşulları, yeterli su kaynakları ve ulaşım kolaylığı ile tarımsal üretime oldukça elverişli koşullara sahiptir. Adana’da yetiştirilen tarımsal ürünler iç tüketim, ihracat ve tarımsal sanayi ürünleri olarak ilimiz ve ülkemiz ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. Adana’da yetiştirilen birçok tarım ürünü burada işlenerek sanayi ürünü haline getirilip katma değeri yükseltilmekte ve bölge ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır. Bugün başlayan tarım fuarının Adana tarımının sahip olduğu potansiyeli en yararlı şekilde değerlendirilmesine katkı sağlayacağını düşünüyorum” dedi. Fuara İran’dan gelerek katılan Türk - İran İş Konseyi Başkanı Reza Kami yaptığı konuşmada, “Bu fuar sayesinde İran ve Türkiye arasındaki ticaret hacmin yükselmesini umuyorum. 2001 yılından bu yana iki ülke arasındaki ticaret hacmi genişledi. Bu gelişmenin süreceğini de ümit ediyorum. Adanalı iş adamlarının da İran - Türkiye ticaret hacminin gelişmesinde katkıları oldu. İki ülkenin cumhurbaşkanları ticaret hacmini arttırmak istiyor. Bu konuda iş adamlarına çok fazla görev düşecek” diye konuştu. Çukobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Seçkin Sakar, “Elka Fuarcılık’a, tarıma ve ekonomimize katkı sağlayacak bu hizmetlerinden dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Çukobirlik’te düzenlenen bu ikinci fuardan tüm ziyaretçilerin memnun ayrılmasını ve ekonomiye katkıda bulunmasını temenni ediyorum” dedi.   “Genç Çiftçi Hibe desteği” Fuar kapsamında Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından 22 Nisan 2016 tarihinde “Genç Çiftçi Hibe desteği” ile ilgili bilgilendirme sunumu yapılacak. Proje kapsamında, genç çiftçi projesine 30 bin liraya kadar hibe verileceği ve bu kararla tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması, genç çiftçilerin girişimciliğinin desteklenmesi, gelir düzeyinin yükseltilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve genç kırsal nüfusun istihdamına katkı sağlayacak kırsal alandaki tarımsal üretime yönelik projelerin desteklenmesi amaçlanıyor.   Çukurova Tarım Fuarı, Çukobirlik Fuar Alanı’nda açıldı.  Çukurova Tarım Fuarı, kapılarını açtı. 18 farklı ülkeden 245 firma ve temsilcinin katıldığı fuar 20 - 24 Nisan tarihleri arasında açık olacak. Fuarda traktörler, tarla ekipmanları, sera sistemleri, tohum, gübre, ilaç, fide, fidan sulama sistemleri, iş makineleri ve ticari araçlar sergileniyor.   Adana’nın bitkisel üretim ve hayvancılık alanındaki potansiyelini her geçen yıl arttırarak tarımsal üretime katkı sağladığını söyleyen Adana Vali Yardımcısı Mustafa Aydın, “Sektörlerin, ülkelerin, kentlerin, birbirleriyle ilişkilerinin güçlenmesinde, ticari, ekonomik, kültürel gelişmenin sağlanmasında fuarların çok önemli rol oynadığı ifade edilmektedir. Tarımda yeni gelişen bilgi ve teknolojilerin çiftçilerimize aktarılmasında, ülke tarımının gelişmesinde önemli yere sahip olan fuar organizasyonunun tarımın kalbi sayılan Çukurova’nın en önemli ili olan Adana’da gerçekleşmesi bizler için ayrı bir gurur ve onur kaynağıdır. İlimiz verimli toprakları, uygun iklim koşulları, yeterli su kaynakları ve ulaşım kolaylığı ile tarımsal üretime oldukça elverişli koşullara sahiptir. Adana’da yetiştirilen tarımsal ürünler iç tüketim, ihracat ve tarımsal sanayi ürünleri olarak ilimiz ve ülkemiz ekonomisinde önemli yer tutmaktadır. Adana’da yetiştirilen birçok tarım ürünü burada işlenerek sanayi ürünü haline getirilip katma değeri yükseltilmekte ve bölge ekonomisine önemli katkı sağlamaktadır. Bugün başlayan tarım fuarının Adana tarımının sahip olduğu potansiyeli en yararlı şekilde değerlendirilmesine katkı sağlayacağını düşünüyorum” dedi. Fuara İran’dan gelerek katılan Türk - İran İş Konseyi Başkanı Reza Kami yaptığı konuşmada, “Bu fuar sayesinde İran ve Türkiye arasındaki ticaret hacmin yükselmesini umuyorum. 2001 yılından bu yana iki ülke arasındaki ticaret hacmi genişledi. Bu gelişmenin süreceğini de ümit ediyorum. Adanalı iş adamlarının da İran - Türkiye ticaret hacminin gelişmesinde katkıları oldu. İki ülkenin cumhurbaşkanları ticaret hacmini arttırmak istiyor. Bu konuda iş adamlarına çok fazla görev düşecek” diye konuştu. Çukobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Seçkin Sakar, “Elka Fuarcılık’a, tarıma ve ekonomimize katkı sağlayacak bu hizmetlerinden dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Çukobirlik’te düzenlenen bu ikinci fuardan tüm ziyaretçilerin memnun ayrılmasını ve ekonomiye katkıda bulunmasını temenni ediyorum” dedi.   “Genç Çiftçi Hibe desteği” Fuar kapsamında Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından 22 Nisan 2016 tarihinde “Genç Çiftçi Hibe desteği” ile ilgili bilgilendirme sunumu yapılacak. Proje kapsamında, genç çiftçi projesine 30 bin liraya kadar hibe verileceği ve bu kararla tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması, genç çiftçilerin girişimciliğinin desteklenmesi, gelir düzeyinin yükseltilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve genç kırsal nüfusun istihdamına katkı sağlayacak kırsal alandaki tarımsal üretime yönelik projelerin desteklenmesi amaçlanıyor. Read More
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 1

Sağlıklı Yaşam

Turna yemişi idrar yolu enfeksiyonlarını azaltıyor

Türkiye, aşırı antibiyotik kullanımı nedeniyle Avrupa ülkeleri arasında en yüksek...

Mekanlar

İstanbul’un sokak lezzetleri Prototype No2’de

    Coffee Shop, Pasta Pizza, Bakery, Street Food, Plus Kitchen, Atelier ve Book Store gibi...

TAB Gıda'dan Adapazarı'nda yeni restoran

Türkiye’deki serüvenine 20 yıl önce, bir dünya markası olan Burger King®’in master franchise haklarını...

Röportaj

Egzersizin sağlıklı yaşama  yüzde 30-40 katkısı var

  Spor eğitmeni Murat Bür, yemek yemeyi daha keyifli bir hale getirmek için uzun süredir...

Tarım/Hayvancılık

Kombine ırklara yönelmemiz lazım

  Et fiyatları son dönem sektörün en çok konuşulan gündem maddesi. Tam...

Zeytini tanıma rehberi

Zeytini tanıma rehberi

Tarihsel yerinin yanı sıra zeytin, zeytinyağı sofralarda, ekonomide, sosyal yaşantıda çok...

Kulis

Sitemiz, gıda sektöründeki güncel-bilimsel gelişmeleri, beslenme, sağlıklı yaşam ve  tarım-hayvancılık haberlerine yer veririr. Sektördeki gelişmeleri hızlı, doğru ve objektif olarak sitemizde okuyabilirsiniz.